
Bazı zaferler, kazanılsa da bedeli büyüktür ve hatta anlamsızlaşır, kalıcılığı risktedir ve uğruna verdiğin kayıplar sorgulanır olur.
Ülkede, sahada işler hiç yolunda değil. İşyerleri, dükkanlar kapanıyor, işsizlik neredeyse %30. Her biri birer aile, okula giden çocuk, alt bezi bekleyen bebek…
Ortodoks politika der ki; enflasyonun düşmesi için talebin düşmesi gerek. Bu yüzden, iflas artışları, kredi takip oranı artışı, beyaz eşya ya da gıda tüketiminde düşüş, bu politikaya kalpten inananları mutlu eder. Çünkü, amaç hasıl olmaktadır, enflasyon düşecektir.
Bizim tarafta, manşete bakanlar, talep düşmüyor, daha da sıkın, faiz artırın diyordu. Ama, o talebin düşük orandaki üst gelir grubundan geldiğini, arzın kırılmaya başladığını, işgücündeki düşüşle işsizliğin düştüğünü, ithal tüketimin sadece reel değerli kurla değil, yüksek faizin reel getirisi ile de körüklendiğini görmek istemedi.
Savaşla beraber algı bozulunca K’nın (orta sınıfın yok olduğu, gelir adaletsizliğinin yüksek olduğu ekonomi tipi) yukarı kayan çizgisinin de talebi düşmeye başladı gibi görünüyor. Yapısal gıda sorunumuz dışında değerlenmeye devam eden TL dahi belki ithalatı artırmayacak, tabii son 2 aydır aldığımız sinyaller devam ederse.
Bizde şu an uygulanan tipte politikaların ömrü kısa olmak zorundadır,
1-1,5 senede uygulayıp bitirilmelidir ki, kısıtlı kesimin harcanabilir gelirini artırıp, harcamasını rahatlatmadan, tekstil, beyaz eşya gibi istihdamı yüksek sektörler çökmeden, beklentileri kontrol altına alabilesin. Bir can dostun sözü var, tam da duruma uygun; “10 kg’ı şu an hemen kaldırırsın ama yıllarca hiç durmadan taşıyamazsın”. Kaldırdığında, doğru zamanda, doğru yere bırakman gerektiğini hesaplamalısın kısaca.
Geldiğimiz noktada, dezenflasyon süreci, arz etkileri geçtikten sonra, başladığı takdirde, başarı mı sayacağız? 3 sene boyunca sürmüş ve 1 sene daha süreceği açıklanan bu politikayla ayakta kalabilenlerin oranı ne olacak? Kalamayanların durumu? Toplumun geniş kesimleri, işsizlikle yüzleşirken, bunu başarı sayabilir miyiz? Sadece %10 TÜİK ölçümüyle gelirin %35’ini, bağımsız akademik ölçümlerle %45’ini alırken, dezenflasyonda kalıcılık sağlanabilir mi?
Peki ya, seçimler yaklaşırken bu sıkılık sürdürülecek mi? Sürdürülmezse, bugün batan yüzlerce şirket, işsiz kalanlar, boşuna mı sefalete itilmiş olacak?
Bazı şeylerde zamanlama her şeydir. Zamanlama kaçırıldığında, sorunlar büyüyerek boca olur, eninde sonunda.
Kabul, savaş, siyasi gelişmeler (kurun İmamoğlu’nun tutuklandığı gün 42’ye kaçırılması da) darbe vurdu sürece ama mevzumuz sonuç ve geldiğimiz nokta şu;
İşsizlik, beyaz eşya talep edecek gençlerin evlenememesi, batan esnaf ve kobi ile övünmek…
Ek bilgi;
Yeni okumaya başlayanlar eleştirilerimin yeni olduğunu zannedebilir, bugünler için sürekli yazdım geçmişte.
Tam 2 senedir, “bu faiz arzı kıracak. Arz kırılması enflasyonisttir, yüksek faizle harcanabilir gelir artıyor, talebin sadece dar gelirli ve ücretli kısmını azaltıyorsunuz, her gün carry’nin ve faizdeki paranın USD talebini kümülatif artırıyorsunuz” yazıyorum. Açıp bakarsanız sevinirim;
https://x.com/i/status/1934543171167440959
https://x.com/i/status/1947228055673389111
https://x.com/i/status/2015197418388897849
https://x.com/i/status/1927712055416533469



