EkonomiManşet

Kurda yediği ayazı hatırlatmayın

Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay, enflasyonun %30’un altına inmesinin çok zor olduğunun farkında.

“Kurt yediği ayazı unutmaz” atasözünü hepimiz biliriz. Yapılan haksızlıkları, yaşadıkları sıkıntıları yeri geldiğinde hatırlar ve hesabını sorar insanlar. Amaç, her zaman öç almak değildir aslında. Çoğunlukla da ön almaktır hatta. 

Tekrar ayaza kalmamak için sıcak bir mağara arar, mesela… 

Son dönemde sürekli vurgulanan konu şu;

Ekonomi, kalıcı dezenflasyonu gerçekleştirecek kadar yavaşlamıyor, beklenen 1.5% aylık patikaya bir türlü ulaşılamıyor. Aralık ayında, gıda hariç çok daha ılımlı bir data beklesek de sürdürülebilirliği konusunda şüphemiz yüksek. Hemen ardındaki Ocak ve şubat aylarında mevsimsel olarak yüksek veriler tekrar karşımıza çıkacak.

Peki, en tarafsız olabileceğini düşündüğümüz reel sektörün 12 ay sonrası enflasyon beklentileri, hala %45’in üzerinde iken, yönetimin stratejisi nedir?

Ne kadar gerçekçidir?

Bana kalırsa, ekonomi yönetiminin stratejisi şu; 2025’te enflasyonun hızla yavaşlayacağı, çünkü yüksek faizle ve kredi kısıtı ile sıkılığı koruyarak, enflasyonu istedikleri patikaya uyduracakları yönünde.

Bununla beraber, bu sırada düşen enflasyon ile sıkı para politikasının devamı ile yabancı yatırımcının doğrudan ve menkul kıymet yatırımlarına başlaması bekleniyor.

Ve Merkez Bankası’nın kur üzerindeki zorunlu piyasa yapıcılığının sona ermesi ilestabilizasyonun sağlanması gerçekleşirken öyle çok da yavaşlamamış ekonominin güven kazanılmasının ardından, beraber 20 sene öncesinin yad ettikleri güzel günlere geri dönüş…

Çok güzel. Peki mümkün mü?

Elimizde neler var bir bakalım.

Aklıma 2 yıl önce Cevdet Akçay’ın Fatih Altaylı’nın programında yaptığı konuşma geldi. Diyor ki; “Türkiye’de enflasyonda atalet var, kendi kendini dejenere ediyor. Kafada, zihniyette yapışkan, atıl bir enflasyon. Kredibilite eksikliğinden, kırması en zor olan tipi. Kur ve ÜFE’yi yönettiğinizde atalet arabada arka koltuğa geçiyor. Baz etkisi falan, bir süre yönettiniz kuru ve ÜFE’yi. Ama yine ön koltuğa geçtiğinde atalet, enflasyon %30larda.

Yani, aslında Başkan Yardımcısı Akçay da enflasyonun %30’un altına inmesinin çok zor olduğunun farkında. Maliyede gördüğümüz tasarrufa yönelmeme direnci, enflasyon beklentilerinde gerçekleşen aşırı yavaş düzelme de bu iddiayı şimdilik doğrular nitelikte.

DOLAR 2025 YILINDA DAHA DEĞERLENECEK

Peki, bu sırada kur ne yapıyor?

Merkez Bankasının kur konusunda eli güçlü. Sıcak para girişi devam ediyor ve bu da döviz pozisyonunun 38 Milyar dolara yükselmesini sağlıyor. İyileşme yavaşlasa da devam ediyor.

Merkez, enflasyon ile savaşta en önemli silah olarak yüksek faizin dışında kur stabilitesini görüyor.

Dolayısıyla, kanının son damlasına kadar bu noktayı savunacaktır.

Fakat, oluşan risk şu; Dolar 2025’in ortalarına doğru gittikçe daha da değerli hale gelecek. İhracatımızın %8’ini gerçekleştirdiğimiz Almanya, tekrar hasta adam olarak anılmaya başlandı. Avrupa’yı da peşinden sürüklüyor. Avrupa’ya toplam ihracatımızın %42’sini gerçekleştiriyoruz. Çin, ABD tarifelerini kırmak için içeride oluşan arz fazlasını çok düşük fiyatlarla diğer ülkelere satmaya razı. Dolayısıyla hem yavaşlayan ekonomiler hem de bizim tarafta değerlenen kur ile rekabetçi ürünler satan sektörümüz, fiyat avantajını iyice kaybederek ihracatımızı iyice yavaşlatabilir. Gittikçe değerlenen kur, tüketim malı ithalatını da artıracaktır. Bu da tekrar dış ticaret açığında yükselişin başlaması ve finansman ihtiyacındaki artış anlamı taşır.

Dolayısıyla, kur üzerinde baskı artacak düşüncesiyle sıcak para kıpırdanmaya başlayabilir.

Trump’ın deliliği tutup da “şöyle böyle” demesini hesaba katmak dahi istemiyorum tabii…

Bu arada, Merkez’in doğal yollardan piyasa yapıcılığından ayrılma isteğini atlamayalım. Bunun için gereken ise sıcak para değil, doğrudan yatırım ve sıcak paraya göre daha uzun vadeli menkul kıymet yatırımı ve yerli yatırımcının daha uzun vadeli TL’ye geçmesi.

Gidişat, doğrudan yatırım konusunda iyi yolda olmadığımızı gösteriyor. Belirsizliğin globalde yüksek olduğu bu dönemde yatırımcının da iştahlı olduğunu düşünmüyorum. Bunun yanında, yerlinin hem konut hem de fabrika yatırımları yurt dışında artarak devam ediyor. Menkul kıymet tarafında ise hissede yabancı hiç de iştahlı görünmüyor, sürekli yabancı çıkışı görüyoruz. 2018 döneminde yediği kazığı da unutmuş değil.

Tahvilde ise faizler 2024 Ocak ayının üzerinde. Alımdan çok satış yediği belli. Bu da bize tahvil girişi gibi görünenin aslında çoğunluğunun Tahvil al-sat repo denilen sıcak paranın,bulduğu yan yol girişi olduğunu gösteriyor.

Diğer konu ise yatırımcı, daha uzun vadeli TL’de kalmayı risk olarak görüyor.

TL’YE HÂLÂ UZUN VADELİ İNANÇ YOK

Tüm bu kompozisyon, oluşabilecek en ufak baskıda kırılgan bir ortam yaratıyor. Jeopolitik karmaşaya ise uzmanları değinsin ama ortam bayağı karışık.

Kısaca, 2025 bilinmezliklerle dolu, birçok farklı dengenin bulunduğu, fakat enflasyonun düşünülenden daha yapışkan olduğunun ispatlandığı kırılgan bir yıl olarak karşımızda duruyor.

Zamanında, bugün her şeyi düzelteceğim diyen aynı hükümetin politik değişimlerinin kazığını defalarca yemiş halk ve yabancı, hâlâ TL’ye uzun vadeli inanmaya istekli değil, orası da net. Dolayısıyla, ekonomi yönetiminin çok daha dikkatli olması gereken bir yıl olacak. Maliye tarafının %5 seviyesindeki bütçe açığı/GSYH oranını acilen aşağı çekmesi, gelir adaletini hedefleyerek, orta ve dar gelirli vatandaşın üzerindeki yükü artık sermayeye yüklemeye başlaması gerekiyor.

Fazla sallanıp yuvarlanılmış 1,5 senenin, kredibilitesini geri kazanmak kolay olmayacaktır. 

Dolayısıyla, 2025’te hükümet ya bu işi kotaracak ya da kurt yediği ayazı bir noktada tekrar hatırlayacak

Ne de olsa yediği ayazı kolay unutmuyor…

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Search