Kur Politikası ve Kutsal Kase – 2
Travmaları unutturabilmek için TCMB son 8 küsur aydır, bir önceki dönemden belirgin şekilde farklı, yabancı terimlere bayılan “pseudorational” liyakatli yöneticilerine sorulduğunda adı hâlâ "serbest" ama uygulamada rasyonel olarak "serbest" tanımına olabildiğince uzak bir kur politikası yürütüyor.
Bazen mecburiyetler, hayırlara vesile olur.
İki bin bir yılının şubat ayının yirmi birinci günü, mecburen dalgalı kura geçişimizin miladı.
Bu miladın, iyisiyle kötüsüyle ülke ekonomisinin kabuk değiştirebilmesinin temeli olduğu yadsınamaz (olması gereken günden iki gün sonra olmasının öyküsü başka bir yazının konusu–çünkü bunların hepsi daha önce oldu ve bunların hepsi yine olacak).
O güne kadar Kutsal Kase’nin, Türk lirasının nominal değerini TCMB’nin doğrudan müdahil olarak belirlemesi gerektiği, hatta bazen bunu gerçekleştirirken kullandığı mekanizmaları öngörülebilirlik adına önceden açıklaması olduğudüşünülürken; yaşanan kriz sonrası, benzer krizlerin yaşanmaması adına, nominal değerin tamamen piyasa dinamikleriyle ve daha önemlisi sadece piyasa eliyle belirlenmesi, Kutsal Kase oluverdi.
Bize yeni ama gelişmiş piyasaların kur politikalarının daimî Kutsal Kase’si, doğru para politikası ile birlikte uygulandığı sürece, piyasada dengesizliklerin oluşmasınıuzun yıllar boyunca zorlaştırdı; iç veya dış etkenler nedeniyle ortaya çıkan dengesizliklerin kalıcı zararlar ver(e)meden ortadan kalkmasına yardımcı oldu.
Bunları sağlarken, bir yandan da Türk lirasının faiz farkları sonrası diğer para birimlerine göre değer kazanmasına (yani para kazandırmasına-ama maalesef herkese değil) neden oldu.
Piyasamızın, 17 yıl boyunca yabancılar tarafından gelişen piyasaların en ‘derin’ sevileni (kendi deyimleriyle “darling”) olarak görülmesi bu sayede oldu.
Tabii malum; insan, en çok sevdiğine eziyet edermiş. 17 yıllık aşkın ızdırabı 2018 yılında çok ağır oldu. Kendimiz ettik kendimiz bulduk, bizim hatalarımızyüzümüzden oldu ama bu ayrılık iki tarafa da yaramadı, kolay (hatta hala)unutulmayan ağır travmalar yarattı.
Bu travmaları unutturabilmek için TCMB son 8 küsur aydır, bir önceki dönemden belirgin şekilde farklı, yabancı terimlere bayılan “pseudorational” liyakatli yöneticilerine sorulduğunda adı hâlâ “serbest” ama uygulamada rasyonel olarak “serbest” tanımına olabildiğince uzak bir kur politikası yürütüyor.
KÜSKÜNLÜKLER UNUTULDU (MU?), AŞK TAZELENDİ (Mİ?)
Özellikle Türk lirası yatırımcısı çok memnun.
Eskiden olduğu gibi ulu orta haykırmasalar da Haziran 2023-Mart 2024 dönemindeki uzun flörtleşme sonrası, yabancı yatırımcıların (en azından) Türk lirası aşkı TCMB sayesinde yeniden filizlendi.
Bizi yine çok sevsinler diye, bu sefer eskiye kıyasla miktar olarak belki daha az ancak daha çabuk ve kesin kazanacaklarına ikna oldukları, uygulamadaki kur politikası resmi olarak açıklan(a)madığı için özel toplantılarda verilen gayri-resmi sözlerle kazançlarının garanti altına alındığını sağır sultanın bile duyduğu, bir yola girdik.
Son 8 küsur ayda TCMB yaklaşık 98 milyar ABD doları net alım gerçekleştirdi. Yurt Dışı Yerleşik tanımı altındaki yatırımcıların tamamının gerçek anlamda ‘yabancı’ yatırımcı olduğunu düşünme saflığını bir kenara bırakarak, bu tanım çerçevesindeki ‘Türk lirası long’ ya da bizim alışık olduğumuz tabirle ‘açık döviz’ pozisyonu, toplam alım miktarının yaklaşık %40’ına denk geliyor.
KUR POLİTİKAMIZ: YAZI GELİNCE SEN KAZANDIN, TURA GELİNCE BEN KAYBETTİM
Sağ olsun TCMB ellerini kollarını sallayarak girip çıkmalarına yardımcı olduğuiçin, en ufak huzursuzlukta pozisyonlarının bir kısmını kapatıp tehlikenin geçtiğine inandıkları anda, hem de pek bir kayıpları olmadan, pozisyonlarını yeniden arttırıp devam edebiliyorlar.
Geçtiğimiz aylarda bunu defalarca gördük. Alım yaptıklarında nominal kur dişe dokunur şekilde yukarı gitmediği için rahatladılar.
Hatta birkaç gün sonra yeniden pozisyon açmaya karar verdiklerinde de çıktıkları seviyeye kıyasla kurun reel olarak önemli ölçüde değer kazanmadığını gördüler, en fazla birkaç günlük kazancı ıskalamış oldular, rahat rahat geri döndüler.
Kısacası, Yurt Dışı Yerleşik yatırımcıya önceki travmalarını tamamen unutturabilmek adına, başka hiçbir piyasada yaşayamadıkları cenneti sunabilmekiçin liyakat göstererek, var gücümüzle çalışıyoruz.
Mutlu olsunlar yeter.
Ha bu arada çuvaldızı da kendimize batıralım; açık döviz pozisyonunun %60’ının sahibi de Yurt Dışı Yerleşik olmayan, rasyonel tabirle “locals”. Onlar da yabancı aşkı sayesinde nasipleniyorlar.
Nereye kadar? Ne pahasına? Ne zamana kadar?
Kelimeler yerine rakamlarla bir sonraki yazıda.



